Güzel SözlerPaylaşımı

YILMAZ ODABAŞI SÖZLERİPaylaşımı

En güzelYılmaz Odabaşı Sözleri sözleri

120 Yitirdiğin her şeyde, kazandığın bir şey vardır, kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın, vazgeçme ve unutma: senin hayallerin olmazsa, başka birinin hayali olamazsın asla. 83 Deli sormuş deliye, aşk nedir diye? Deli gülmüş deliye, ben niye delirdim diye… 78 Boşuna çırpınma gökyüzü: yurdum kadar ağlayamazsın. 76 Herkes kırılamaz, ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için, ama dünya kütüklerin. 74 Bu yüzden uğruna çok öldüğüm sabahlar, yaralıdır. Gençliğim darmadağın bir ilkyaz tufanıdır. Bu sevdayı kurda kuşa yedirtmem! 71 Sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum. Konuşsam sessizlik gitsem ayrılık… 70 İstediğin kadar uzağa git! Hep aynı gökyüzünü paylaşacağız… 70 Bazen anılara en çok yakışan elbise, birkaç damla gözyaşıdır, unutma. 69 Yıllar geçer, İdris’lerin kalplerindeki çocuklar daha ölüdür; düşleri hâlâ terasta, İdris’ler ise zemin katta kiracı oturur. 64 Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt; o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın. 63 Demiştim, gidip geniş bir bulut alalım. Çünkü yarın, gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak. Yarın kalbimin ormanına küller yağacak. 59 Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, içimde bir boşluk sana yandığım kadar... 59 Önce sesini, sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında. Kal orda! Artık hiçbir şeyden kurtulamazsın. Islanmışsın bir kere oğlum, yaş gününde kuruyamazsın. 57 Gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime yok, gitme! Gitme, sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor özlemeyi yutkunuyorum... 56 Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın, gittiğin yer bir uçurum kadar uzak. 54 Artık bu ayrılıklardan kalbim usandı bir gökyüzü, bir duvar, bir resmin kaldı oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı bıraksalar martılarla randevum vardı. 51 Gitti... Kanatları yüreğimdeydi kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi, yitirdim o aşkın kimliğini hükümsüzdür. 50 Ve ben gittim yüreğimde kan gülleri, siz de o aşkın teninde dinamit sayın beni! 48 Bir insana; ya benimle olur musun? Denir, ya da benimle ölür müsün? İşte iki noktacık değiştirir anlamı. 46 Ben iki şeyin apansız geldiğine inanırım: aşk ve ölüm... İkisi de geldiğinde git diyemezsiniz. İkisinin de önemi ve büyüklüğü, belki de geldiklerinde git diyemediğimiz içindir. 44 Seni bana uzak kılan bu ıssız ve derin uçurumlar. Uçurumlar utansın! 38 Herkes arar pembesini. Oysa kendinden ötesi yoktur; kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini. 37 Böyle geçip giderken uzun zamanlar, kimleri unuttuk kimler kalanlar? 35 Her ömür kendi gençliğinden vurulur. 31 Siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağ olun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi. 30 Kısa bir öyküdür hayat, uğruna upuzun acılar çektiğimiz. Kısa bir türküdür, bir kez daha söylemek için delirdiğimiz... 30 Evlerin çatıları, kapıları ve perdeleri, sevinçleri, coşkuları olduğu kadar acıları ve yoksullukları da örtüyor. O örtülü kapıların, perdelerin ardında herkes kendi cennetini ya da kıyametini yaşıyor. 28 Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım; sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın. 26 Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni? 24 Biz şimdi ölsek; en fazla kahvede çaylar soğur. 23 Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım keşke senin adın yalnızlık olsaydı ve ben hep yalnız kalsaydım... 21 Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim bir de kimsesizliği… 21 Ben seni hep ayrılıkla anmışım titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını. Hep adını yazmışım. 20 İyi ki bu düştesin, her sabah ışıyan güneştesin, iyi ki yoksuluz bulutlar gibi, soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi... 20 Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım; sen kendi kalabalığında hep yalnız olacaksın. 20 Hayat hattında acemi tayfalardık. Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle; aşktan ikmale kaldık... 19 Eski bir aşk, yeni bir ayrılıktır her zaman. Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır; kimse bilmez be canım bir yara bir ömrü nasıl kanatır… 19 Ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar… 19 Kimse bilmez be canım, bir yara bir ömrü nasıl kanatır. 18 Sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım, çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım, halkımı tanısan yurtsuz çıkarım. 18 Herkes bilir gitmesini. Bir zaman öğrenirsin gideni sırtından öpmesini. 18 Ve and olsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan! 17 Ya kederiydik kendimizin, ya bir halkın kaderi; ya şakağı ya şafağı bir halkın namlular çarmıhında! 16 Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar. 16 Aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler! Aşkın özgürlüğünü yaşayan ve yaşatmayanlar ise, hiçbir özgürlüğü hak edemezler!